Serinyol Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi



Projemizin aylık faaliyetler tablosu.
1 hafta: proje katılımcılarının tanıtılması
Her katılımcı, belirli bir mesleğin niteliğini en iyi tanımlayan bir resim veya çizim alarak kendini gösterir.
Mesleklerden hangileriyle iş birliği yapacaksa seçer.
2 haftalık logo ve afiş çalışmalarını düzenler.
Mesleklerdeki resim karakter özelliklerini ekler,
Öğrencileriyle çalışmaya başlanacak. Bu öğrenciler kendi seçmek istedikleri meslekleri tanımlayarak nedenlerini sıralar. Meslekler ile ilgili videolar hazırlayabilirler.Her öğrenci farklı öğrenci gruplarıyla çalışma seçerek akademik makale incelemesi ve çözümlemesi yapacak. Farklı okullardan öğrenciler kendi gruplarını oluşturabilir. İletişim internet üzerinden gerçekleştrilebilir.
3 - 5 hafta , birbirleriyle çiftler halinde gerçekleştirilecek görevleri belirler.
Başarılı şekilde erkek mesleği yapan kadınlarla ve erkeklerle görüşme ve röportajın yapılacağı kadının şahsiyeti ile ilgili soruları birbirlerine gönderir, örneğin pilot görüşmeleriniz online olarak yapılabilir.
6-7 hafta eylem etkilerinin sunumu
8. hafta - projenin özeti
1 hafta: proje katılımcılarının tanıtılması
Her katılımcı, belirli bir mesleğin niteliğini en iyi tanımlayan bir resim veya çizim alarak kendini gösterir.
Mesleklerden hangileriyle iş birliği yapacaksa seçer.
2 haftalık logo ve afiş çalışmalarını düzenler.
Mesleklerdeki resim karakter özelliklerini ekler,
Öğrencileriyle çalışmaya başlanacak. Bu öğrenciler kendi seçmek istedikleri meslekleri tanımlayarak nedenlerini sıralar. Meslekler ile ilgili videolar hazırlayabilirler.Her öğrenci farklı öğrenci gruplarıyla çalışma seçerek akademik makale incelemesi ve çözümlemesi yapacak. Farklı okullardan öğrenciler kendi gruplarını oluşturabilir. İletişim internet üzerinden gerçekleştrilebilir.
3 - 5 hafta , birbirleriyle çiftler halinde gerçekleştirilecek görevleri belirler.
Başarılı şekilde erkek mesleği yapan kadınlarla ve erkeklerle görüşme ve röportajın yapılacağı kadının şahsiyeti ile ilgili soruları birbirlerine gönderir, örneğin pilot görüşmeleriniz online olarak yapılabilir.
6-7 hafta eylem etkilerinin sunumu
8. hafta - projenin özeti

Opis działań:
1 tydzień: zapoznanie uczestników projektu- Każdy uczestnik prezentuje siebie poprzez wykonanie zdjęcia lub rysunku rzeczy, która najlepiej oddaje charakter danego UP. UP losują swoją parę do współpracy.
2 tydzień- UP dopisują cechy charakteru do obrazka, każdy uczestnik jedną- „właściciele” obrazka potwierdzają lub negują przypisane im cechy rysując przy nich emotikonki.
3 – 5 tydzień UP przesyłają sobie zadania, do wykonania w parach.
UP przesyłają sobie wzajemnie pytania do wywiadu i zawód osoby kobiety, z którą ma zostać przeprowadzony wywiad, np. Pani pilot – wywiady można przeprowadzić online.
6-7 tydzień Prezentacja efektów działań UP i zamieszczenie ich na www
8 tydzień - podsumowanie projektu
Description of activities:
1 week: familiarization of project participants - Each participant presents himself by taking a picture or drawing of a thing that best describes the nature of a given UP. UP draw their pair to cooperate.
2 week- UP add character traits to the project
1 tydzień: zapoznanie uczestników projektu- Każdy uczestnik prezentuje siebie poprzez wykonanie zdjęcia lub rysunku rzeczy, która najlepiej oddaje charakter danego UP. UP losują swoją parę do współpracy.
2 tydzień- UP dopisują cechy charakteru do obrazka, każdy uczestnik jedną- „właściciele” obrazka potwierdzają lub negują przypisane im cechy rysując przy nich emotikonki.
3 – 5 tydzień UP przesyłają sobie zadania, do wykonania w parach.
UP przesyłają sobie wzajemnie pytania do wywiadu i zawód osoby kobiety, z którą ma zostać przeprowadzony wywiad, np. Pani pilot – wywiady można przeprowadzić online.
6-7 tydzień Prezentacja efektów działań UP i zamieszczenie ich na www
8 tydzień - podsumowanie projektu
Description of activities:
1 week: familiarization of project participants - Each participant presents himself by taking a picture or drawing of a thing that best describes the nature of a given UP. UP draw their pair to cooperate.
2 week- UP add character traits to the project
Dziewczyna Technik PROJE ÖN ANKETİ
Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1- "Kadının elinin değdiği herşey güzelleşir." düşüncesine katılıyor musunuz?
2-Kadınların iş hayatında olması gerektiğine katılıyor musunuz?
3-Kadınların iş hayatında yeri nedir?
4-Kadınların iş hayatında zorluklarla karşılaştıklarını düşünüyor musunuz?
5-"Kadının elinin değdiği herşey güzelleşir." fikri sizde neyi çağrıştırıyor?
6-Kadınların mesleklere dağılımını nasıl değerlendirirsiniz?
7-Bir kadını sizce sadece belirli işlerde yetkin(ev temizliği,çocuk bakımı vs. gibi)görmek
doğru mudur?
8-Kadınların iş hayatında erkeklerle aynı statü de (konum,maaş,derece,kıdem vs.)çalışma şartlarıda eşit olduğunu düşünüyor musunuz?
9-Ülkelerin ekonomik ve sosyo-kültürel anlamda kalkınması için kadın işgücüne ihtiyaç var mıdır?
10- Bu projenin içeriğine baktığınızda Kadınların çalışma hayatındaki ekonomik ve sosyo-kültürel alanda çalışmalarında , farkındalık yaratacağına katılıyor musunuz?

MESLEK SEÇİMİNDE CİNSİYET FAKTÖRLERİ
NİLGUN AKTAŞ 27 MAR 2018, 14:49 PROJE BAŞLANGICIMIZ
Kadınlar, tarih boyunca zamanın şartlarına göre ve değişen statülerde çeşitli ekonomik faaliyetlere katılmışlardır. Bu süreçte sanayi devrimi kadının işgücü piyasasındaki konumunun belirlenmesinde önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Sanayi devrimi ve sonrası oluşan teknolojik, ekonomik ve toplumsal değişiklikler kadınlara ev içindeki annelik ve ev kadınlığı rollerinin dışında ekonomik faaliyetlere ücret karşılığı daha fazla katılma imkânı yaratmış ve “ücretli kadın işgücü” kavramının doğmasına yol açmıştır. Ücret kadın açısından önemli bir kavramdır. Ücret kadını toplum içinde görünür kılan ve birey olmasını sağlayan ve kadını her alanda eşit olmasında etkin olan bir kavramdır. Ayrıca, ekonomik faaliyete katılan ve katılmayan kadın ayrımı gelişen ücretli kadın işgücü tanımı ile daha da belirginleşmiştir. Ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan kadınlar, ülkelerin kalkınma sürecinde rol oynayan önemli kaynakların başında gelmektedir. Günümüzde kadınların işgücü piyasasına katılımları olmadan ülkelerin dengeli ve sürdürülebilir bir kalkınma sürecine olamayacaklarıdır. Kadının çalışma yaşamına katılımının artması, iktisadi büyümeyi arttırırken kadının toplum ve aile içindeki statüsünü de olumlu yönde etkileyerek ülkenin sosyal ve kültürel gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak kadınların işgücü piyasasındaki bugünkü konumunu elde etmeleri yüzyıllar boyunca vermiş oldukları çetin mücadeleler sonucu olmuştur. Buna rağmen, yapılan çalışmalarda dünyanın her yerinde dereceleri farklı da olsa kadınların çalışma hayatında birçok sorunla karşılaştıkları belirtilmektedir. Bu sorunların başında geniş bir alanı kapsayan cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusu ile ilgili sorunlar gelmektedir. Bu sorunlar, belirli mesleklerde ve sektörlerde yoğunlaşma, iş bulma ve ter sürecinde karşılaştıkları ayrımcılık ve ücretlendirmede eşitsizlik olarak sıralanabilir. Cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık kadının işgü- cü piyasasındaki konumuna odaklanan bir konudur. Kadının işgücü piyasasındaki konumunun iyileştirilmesi ise kadına yönelik istihdam politikaları ve gelişimi ile ilişkilidir. Ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarının gelişimiyle doğrudan ilişkili olan cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusu, ülkenin yetersiz ekonomik ve sosyo-kültürel yapısından kaynaklanan sorunların bir yansımasıdır. Dolayı- sıyla cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusu ile ilgili sorunlara getirilecek çözüm önerileri sadece kadına yönelik istihdam politikalarının geliştirilmesi ile değil dolaylı olarak etkileyen diğer politikaların geliştirilmesine de bağlıdır. Çalışmada, Türkiye’de çalışan kadınların cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık ile ilgili karşılaştıkları sorunlar belirlenmekte ve nedenleri araştırılmaktadır.

Bulancak Kaptan Ahmet Fatoğlu MTAL- Tülin Karakılıç Turan
Alışılmış bir durumdur kadının toplumda diğerleştirilmesi fakat aslında bilinir ki kadınlar istedikleri her mesleği hakkını vererek icra edebilirler. Biz kurum olarak bu projeye destek veriyor ve projede ortak olmaktan mutluluk duyuyoruz.Okulumda kadın kaptanlar, kadın teknik elemanlar yetiştirmeye devam edeceğim.
ADANA ÇUKUROVA GÜZEL SANATLAR LİSESİ
Cinsiyetçilik, bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideolojidir. Tarihe dönüp baktığımızda erkeklerin kadınlara karşı, heteroseksüellerin eşcinsellere karşı üstünlüğü şeklinde bir görüşe hemen her yerde rastlayabiliriz. Günümüzde artık bunu yıkmak için fazlasıyla çaba sarf edilse de ne yazık ki bu tarz tutumları çoğumuz hala farkında olmadan yapıyoruz.
1. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, 'kadın' yerine 'bayan' kelimesi kullanmamız. Neden kadın yerine otomatikman bayan kelimesini kullandığınızı hiç düşündünüz mü? Cinsiyet belirtmek için kullanılan kadın ve erkek kelimelerinden, 'kadın' yerine hemen her yerde bu kelimeyi görüyoruz. Bayan Basketbol Takımı, bayan reyonu, bayan yarışmacılar... Kız-kadın ayrımını farklı yorumlayan düşünce yapısının getirisi ile bu gittikçe normalleştirilmeye çalışılıyor.
2. Renklerin kız-erkek rengi diye ayrılması. Neye göre? Mesela bir bebek doğduğunda eğer kızsa her yer pembe, erkekse de masmavi donatılır. Bu iki renk dışında , başka bir çok renk de bilinçaltımızda bu şekilde ayrılır. Bu algının neye göre ya da ne zaman ortaya çıktığı hala açıklanabilmiş değil.
3. Aynı şekilde mesleklerin de cinsiyetlere göre ayrılması. Hatta o meslek kolunun dallarının dahi bu şekilde ayrılması. Örneğin, inşaat, makina, maden mühendisliği gibi bölümler erkeklere daha uygun görülürken, endüstri, kimya, gıda mühendisliği gibi bölümler kadınlara daha çok yakıştırılır.
4. Ve bu mesleklerin bazılarının isminin yine cinsiyetlere göre değiştirilmesi. Bilim Adamı .....gibi
5. Sahip olduğumuz bir çok geleneğin cinsiyetçi bir tutuma sahip olması Başlık parası, yüz görümlülüğü, bekaret simgesi olarak düğünlerde kuşak bağlanması gibi geleneklerin kadın cinsiyetini ne kadar da metalaştırdığını, aşağıladığını hiç düşündünüz mü?
6. Özellikle ev işleri konularında, kız ve erkek çocuklarına farklı rollerin biçilmesi. Belki de cinsiyetçi algının temelini atan noktadır bu. Daha küçük yaştan itibaren çocuklar ev işlerini kız-erkek işi diye ayırır. Kız çocuklarından annelerine ev işlerinde yardımcı olmaları beklenirken, genelde erkek çocuklara karşı böyle bir talep olmaz.
7. Evlilik tekli, çıkma tekli gibi bir takım önemli ilişkisel adımları erkeğin atması gerektiği gibi düşüncelere sahip olmamız. Oysa ilişki iki taraı yaşanan bir şeydir ve hangi taraf ne istiyorsa, yine bunu en romantik şekilde dile getirebilir.
8. Zaten kötü bir şey olan küfürlerin çoğunun, kadın bedenini hedef alması. Üstelik bu küfürleri yeri geldiğinde bir kadın, ya da en aydın insan bile farkında olmadan kullanabiliyor, çünkü bilinçaltımıza öylesine normalmiş gibi işlenmişler ki!
9. Düşünce ve tavırlarımızı yansıtmamızın en büyük aracı olan dilimizde bulunan, deyimlerimiz ve atasözlerimizin çoğunun cinsiyetçi bir ayrıma dayanması. -Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez. - Er kocarsa koç, karı kocarsa hiç olur.. - Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek yaklaşmaz. -Eksik etek, adam olmak, kız almak, kız vermek... Ne acı ki bu tarz atasözü ve deyimlerimize verilecek daha bir çok örnek mevcut.
10. Kullandığımız sözcük ve benzetmelerin, “Erkekler ağlamaz”, “Hanım hanımcık ol” gibi cinsiyetçi kalıplar taşıması.
11. 'Namus' kavramını sadece kadınlar ve onların davranışlarında aramamız. Ne yazık ki toplumumuzda namus hala özellikle bekaret konusu ile bağdaştırılan ve sadece kadınlara özgü olduğu düşünülen bir kavram. Esasında 'namus' diye bir şey yok, 'ahlak' diye bir şey vardır. Ve bu kavram yalnız kadın veya erkek olmak ile ilgili değil insan olmakla ilgilidir.
12. Hesabı erkek öder, kadınlara yer verilmesi gerekir gibi erkeklere yüklediğimiz tuhaf kalıplara sahip olmamız. Oysa herkes kendi hesabını ödeyebilir, ya da bir erkek en az kadın kadar yorgun olduğu için oturmak isteyebilir. Kibarlık adı altında sığındığımız bur tarz davranışlar, aslında kadınları daha zayıf ve kırılgan varlıklar olarak gösteren bir algıdan başka bir şey yaratmıyor.
13. Evlendikten sonra kadının, erkeğin soyadını alması. Evet günümüzde artık yasalar ile kadınlar kendi soyadlarını kullanmaya devam edebiliyorlar. Ama hala büyük bir kesimin böyle olması gerektiğini savunduğu bir gerçek.

CİNSİYETE DAYALI MESLEKİ AYRIMCILIĞI KONUSU İLE İLGİLİ TEORİLER/
Cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık işgücü piyasalarının en önemli konularından birini oluşturur. Tüm ekonomilerde, sosyal ve kültürel çevrelerde dereceleri farklı şekilde ortaya çıkan ve geniş alanı içine alan bir konudur. Ekonomik verimsizliğin ve işgücü piyasalarındaki katılığın temel kaynağı olarak gösterilen cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık iktisadi alan içinde çalışılması gereken bir mevzudur. Kalkınma ve ekonomik büyümenin temel kaynağı olan işgücünün anlamlı bir bölümü cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusuna maruz kalarak (dışlanarak), insan kaynaklarının kötü- ye kullanılmasına ve ekonominin değişime uyum sağlama kabiliyetinin azalmasına neden olur. İçinde bulunduğumuz zamanda üretimin küreselleşmesi ve uluslararası rekabetin artması, insan kaynağı ve ekonomilerin değişime olan esnekliğe dikkatleri çekerek cinsiyete dayanan mesleki ayrımcılık konusuna odaklanmıştır. Yapılan çalışmalar ve istatistik veriler, cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusunda çoğunlukla kadınların daha dezavantajlı durumda olduğunu göstermektedir. Bu durum, kadının işgücü piyasasındaki konumunu ve eğitim, gelir, sağlık gibi sosyal değişkenlerini de olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca, bu olumsuz etkiler gelecek nesillere aktarılarak cinsiyet eşitsizliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Literatürde cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusu ile ilgili teoriler, işgücü piyasasını arz ve talep yönleriyle ele alarak analiz etmektedir. İşgücü arzına yönelik teoriler, kadınların neden belli tipteki meslekleri tercih ettiklerini analiz eder. İşgücü talebi ile ilgili teoriler, işverenin belirli meslekler için neden erkekleri veya kadınları tercih ettiklerini ve rmalardaki kadın veya erkeklerin ter etmelerinde ve kariyerlerinde ilerlemeleri konusunda farklı fırsatlar üzerinde yoğunlaşarak analiz eder. Burada geçen “tercih” kelimesi “bireyin daha önce öğrenilmiş ve cinsiyet tabanlı faktörler tarafından belirlenen değerleri ön plana alarak karar alması” şeklinde tanımlanmaktadır. Diğer bir ifade ile bir kişinin meslekteki bir işi tercihi ederken veya bir işverenin kişi tercihinde, öğrenilmiş kültür ve sosyal değerlerin etkileri olduğu kabul edilir. Cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusunu açıklayan teoriler üç ana başlık altında incelenebilir. Bu teoriler, Neoklasik ayrımcılık teorisi, Kurumsal iktisat ve ayrımcılık teorisi ve ekonomik olmayan Feminist iktisat ve ayrımcılık teorisidir.
TÜLİN KARAKILIÇ TURAN TÜLİN KARAKILIÇ TURAN 23 MAY 2018, 08:40
Meslekler yapılırken kadınlar yada erkekler yapar diye yapılan ayrım toplumun oluşturduğu bir teoridir. Oysa her mesleği kadın ve erkek cinsiyetlerindeki her insan yapabilir. Her insanın gücü yettiğince istediği ve sevdiği mesleği icra edebilir.

Gaye Altuncu/
Günümüzde kadın ve erkek sözcüklerine biyolojik cinsiyet farklılığından öte anlamlar yüklenmektedir. Tarihsel süreçte ziksel farklılıklara sahip iki cins arasındaki ilişki toplumsal üretim bölüşüm ilişkisi içinde şekillenmiş ve toplumsal olarak eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Kadınların içinde yer aldıkları toplumda her düzeyde erkeklerle eşit haklara sahip olmadıkları yönünde tartışmalar yoğunlaşmıştır. Tartışmaların ana ekseninde çalışma hayatında kadınların karşılaştıkları sorunlar ve kadınların her düzeyde eşit olmayan konumlandırılmaları yer almaktadır. Zaman içinde kadınların belli mesleklerde erkeklerin belli meleklerde istihdam edilmeleri, mesleki cinsiyetçiliğin en önemli göstergesi olmuştur. Bu çalışmanın ana konusu, erkek yoğun mesleklerde istihdam edilen kadınların mesleki cinsiyetçilik açısından değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacı, erkeklerin yoğun olarak istihdam edildikleri mesleklerde çalışan kadınların karşılaştıkları sorunları ortaya koymak, bu mesleklerde çalışan kadınların dezavantajlı konumlarının mesleki cinsiyetçi politikalar için bir çözüm getirip getiremeyeceklerini anlayama çalışmaktır. Dünyanın yarı nüfusunu oluşturan kadınlar, tarih boyunca ekonomik, sosyal, kültürel vb. toplumsal hayatın her alanında var olmuşlardır. Kadınların ekonomik hayatın içinde bir özne olarak konumlanmalarında en temel sorunlardan biri mesleki cinsiyete dayalı politikalardır. Mesleki cinsiyetçiliğin derinliği, toplumların ekonomik, sosyal, kültürel gelişmişlik düzeyleri ile doğrudan ilintilidir. Belli meslekler ve sektörlerde erkeklerin, belli meslekler ve sektörlerde de kadınların yoğun olarak çalışmaları, ücret politikalarında ve ter olanaklarında eşitsiz politikalar, çalışma hayatında kadınların karşılaştıkları en temel sorunlar olarak görülebilir. Bu çalışmada, erkeklerin yoğun olarak çalıştıkları mesleklerde çalışan kadınların, mesleki cinsiyetçilik açısından karşılaştıkları sorunların analizini yapmak ve bu mesleklerdeki kadınların mesleki cinsiyetçiliğin ortadan kaldırılmasında önemli bir faktör olabileceğini ortaya koymak için tanımlayıcı-açıklayıcı ve betimsel yöntem kullanılmıştır. Eril özelliklerin temsil edildiği mesleklerde çalışan kadınların, çal toplumsal hareketlerden birisini, kadınların çalışma yaşamında dezavantajlı konuma sürüklendiği mesleki ayrımcılığa başkaldırıları oluşturur. Son yüzyıldaki tüm gelişmelere rağmen, birçok kadın kendisini bir meslek sahibi olmaya hazırlamasına ve meslek edinmesine rağmen, genellikle bu- onlar için zaman doldurmak, eğitim yılları sırasında kocalarına yardım etmek, aile gelirine katkıda bulunmak gibi ikinci dereceden bir konu olmaya devam etmekte, bu ise kadının toplumsal hayattaki geleneksel rolünü pekiştirmektedir (Vatandaş, 2007:42). Cinsiyetçi işbölümüne göre eve ekmek getiren erkektir. Evdeki işleri yürüten de kadındır. Bu cinsiyete dayalı iş bölümü eşler arasında basit bir görev paylaşımını ifade eden teknik bir iş bölümünden daha fazla anlamlar taşır. Esasen cinsiyete dayalı işbölümü kadınlar ve erkekler arasında asimetrik, hiyerarşi ve sömürüye dayanan bir ilişki biçimidir. Erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırır. Toplumsal olarak yüklenen aile üyelerinin yeniden üretimi ve bunun için harcadıkları görünmeyen karşılıksız emekleri, kadınları her defasında kamusal alana, topluma ve işgücü piyasasına “anne ve eş” kimliği ile katılmaya zorlar. Bu roller üzerinden türetilen kadınlığa ve erkekliğe ilişkin kalıp yargılar, çeşitli mekanizmalarla yeniden üretilir. Kadınların yerinin evi, esas sorumluluğunun ise aile ve ev ile ilgili sorumlulukları olduğuna ilişkin güçlü toplumsal yargı, işyerlerinden dışlanmalarını ve işgücü piyasasında belli mesleklerde yoğunlaşmalarının da temel dayanağını oluşturur. Bu aynı zamanda kadınların iş ve işyeri ile olan ilişkisini ve buna yönelik değerlendirmeleri de belirler. Örneğin çoğu zaman çalışma hayatında, ücretli işin temel aktörü erkekler olduğu kabul edilir. Dolayısıyla erkek çalışan için sorun, bizzat işin kendisinden doğar. Kadınlar ise çalışma hayatının ikincil aktörleridir. Kadınlar için esas sorun “iş” değil, “ev ve iş” arasında yaşadığı çatışmadan doğan sorunlardır (Urhan, 2015:22-23). Son yüzyıldaki tüm gelişmelere rağmen, kadınların geleneksel rollerinden sıyrılamamaları, hem dikey ve hem de yatay mesleki ayrımda erkeklere oranla olumsuz konumlara ve yetersiz olanaklara sahip olmalarına yol açmaktadır. Kadınların durumları mesleki ayrım açısından incelendiğinde, aynı eğitim ve mesleki beceriye sahip olsalar bile erkeklere oranla daha düşük statüde yer aldıkları ve daha düşük ücretlerle çalıştıkları tespit edilmiştir. Yatay mesleki ayrım açısından da itibarı daha yüksek meslekler daha çok erkekler tarafından doldurulurken, görece daha az itibarlı ve ikincil sayılan meslekler kadınların yoğunlaştığı meslek gruplarını oluşturmaktadır. Kadın yoğun mesleklerin en tipik örneğini sekreterlik oluşturur (Vatandaş, 2007:42-43). Zaman-mekan farklılığına rağmen, cinsiyete göre meslek ayrımı, tüm ülkelerde geniş kapsamlıdır ve ekonomik ya da politik olarak nasıl organize oldukları önem taşımaktadır. Avrupa'da, cinsiyet ayrımcılığının azaltılmasına yönelik ana politika odak noktası, kadınları erkek işlerine sokmanın yollarını içermektedir. Bununla birlikte, kadınların genişleyen işgücüne katılımının birkaç on yılına rağmen, kadınlar ve erkekler hâlâ farklı endüstrilerde çalışmak eğilimindedir. Örneğin, İngiltere’de erkeklerin işgücünün% 70'inden fazlasını temsil ettiği ana sanayi grupları, inşaat (% 91), tarım ve balıkçılık (% 78), enerji ve su temini (77%), ulaşım, depolama ve iletişim (% 75) ve imalat (% 74). Kadın işçilerin yoğunlaştığı iki ana sanayi grubu sağlık ve sosyal hizmet (% 81) ve eğitim (% 71) olarak ortaya çıkmaktadır (Cross, Bagilhole, 2002:204-205). Türkiye’de toplumsal cinsiyet bağlamında sahip olduğu düşünce ve tutumların neler olduğunu, bu düşünce ve tutumların cinsiyet rollerinin şekillenmesine ve bireylerin cinsiyet temelinde ayrışmasına nasıl yansıdığını saptamak amacıyla gerçekleştirilen bir araştırma sonuçları ilginçtir. Buna göre, “Cinslere Göre Meslekler ve İşler” başlığı altında politikacı, ağır vasıta şoförlüğü, mülki amirlik, muhtarlık, müftülük, güvenlik görevliliği (asker, polis vb.), amelelik, tüccarlık meslekleri, hem kadınlar hem erkeklere göre yüksek oranlarda erkek meslekleri olarak görülmekte; buna karşın, hemşirelik, gündelikçilik, sekreterlik meslekleri yine çok hem kadınlar hem de erkeklere göre yüksek oranlarda kadın mesleği olarak görülmektedir (Vatandaş, 2007:51). Bu araştırma bulguları, mesleklerin kadın işi erkek işi olarak ayrışmasında toplumsal bir ön kabulün olduğunu kanıtlayan çarpıcı bir örnek niteliğindedir. Yasalar ve politik sistemler, çoğu zaman toplumda var olan ilişkilerin ön kabulü ile işe başlar. Daha önce ziksel gerçek olarak var olan durumları yasal hakka kavuşturur. Oluşturulan bu haklara toplumsal yaptırımlar belirler ve ziksel gücün çatışması yerine bu hakların savunulması ve korunabilmesi için kamusal ve organize araçlarla ikame edilmesini hedeer. Önceden itaat etmeye zorlananlar, yasal zorunlulukla yükümlülük altına girmiş olurlar (Mill, 2016:12). Hukuksal/yönetsel destekle kesinleşen mesleki cinsiyetçi politikalara rağmen dünyada, özellikle kadınların giriştikleri eşitlik mücadelelerinin sonucunda, hukuksal düzlemde kazanımların yolu açılmıştır. Buna en önemli örnek, çalışma ilişkilerini düzenleyen temel uluslararası metinlerdir: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (1948) 23 üncü maddesinde: “ (1) Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. (2) Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. (3) Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır. ” hükmü yer alır. Cinsiyet ayrımının büyüklüğü, belirleyicileri ve sonuçları hem araştırmacıların hem de politika yapıcıların endişe kaynağıdır. Sebepleri ne olursa olsun, cinsiyete göre iş ayrımı, işgücü piyasası sonuçlarındaki cinsiyet farklılıklarının başlıca kaynağıdır ve cinsiyete dayalı eşitsizliği gidermeye yönelik politikalar, cinsel işbölümünün kapsamı, kaynakları ve etkileri konusunda varsayımlarında farklılık gösterir. Kadınlar için geliştirilmiş eğitim ve öğretim fırsatlarını vurgulayan politikalar, ayrımlanmış işlerin kaynakları hakkında oldukça farklı varsayımları içerir. Cinsel işbölümü kaçınılmaz olmasa bile, kesinlikle devam etmektedir. Son araştırmalar, mesleki cinsiyet ayrımının düzeyinin, belirli mesleğe ilişkin cinsiyet kompozisyonundaki değişikliklere rağmen 1900'den bu yana çok az değiştiğini ortaya koymuştur. Emek arzındaki cinsiyet farklılıkları, karışık mesleklerde bile gözlemlenen ayrımın bir kısmını oluşturmaktadır. Yani, cinsiyete dayalı işbölümü uzmanlığı, dar tanımlanmış çalışma çizgisinde dahi olabilir. Örneğin, kadın otobüs şoförleri yarı zamanlı işin çekiciliğinden dolayı okul bölgelerinde istihdam edilebilirler (Bielby, Baron, 1986:760-761) Çalışma hayatında ‘yatay ayrışma’ ve ‘dikey ayrışma’ toplumsal cinsiyet olgusunun sonucudur. İlkçağlardan başlayarak bir arada yaşayan ve iş bölümü ile toplumsal, ekonomik vb. çıktılar elde eden toplumlarda ortaya çıkan kadın işi-erkek işi ayrışması sonucu doğurur. Kadınların yoğun çalıştıkları işlerin genel özellikleri, sabır gerektiren, el becerisi isteyen, duygusal emeğin yoğun olduğu işlerdir. Bu tür ayrışmaya ‘yatay ayrışma’ denir. En fazla hizmet ve tarım sektöründe görülür. Bu sektörler emeğin daha değersiz hatta çoğu karşılıksız olduğu yerlerdir. Dikey ayrışma ise erkeklerin daha yüksek, yönetsel konumda çalışmaları, kadınların ise daha düşük pozisyonlarda çalışmalarıdır (Etiler, 2015:2).

BAŞAK YOĞUN/
Cinsiyete dayalı farklılık doğal olmakla birlikte, sürecin devamında doğal olmayan, geleneksel, kültürel ve pek tabii ki toplumsal hafızada yer etmiş bakış açısından kaynaklanan ayrımcı yaklaşımlar kadının yaşamını derinden etkilemektedir. Hem sosyal yaşamda hem de iş yaşamında cinsiyete dayalı hiyerarşik bir düzen mevcuttur. Geçmişten günümüze kadın bu hiyerarşik yapıda hep bir basamak altta yer alan olmuştur. Oysaki kadın, toplumun sosyal, kültürel ve hatta ekonomik gelişiminde önemli rol oynayan vazgeçilmez bireydir. Kadının, sömürülen alt bir sosyal sınıf olmadığını bir kez daha vurgulamak, kadının da sosyal hayatın tüm alanlarında var olduğunu hissettirmek ve sorunu bir kez daha gündeme taşımak amacıyla bu çalışma yapılmaktadır. ANONİM 25 MAY 2018, 10:38 ECEM KARABULUT/SERİNYOL MTAL The difference of people considering gender is so natural,on the rest of the process some of unnatural traditional and cultural and ofcourse some of the discriminative approaches effects the life of the women so deeply.There is a sexual hierarchical structure in both social and business life.From past to present in this hierarchical structure one step behind however women are indispensable people who play an important role on development of society in both social cultural and even economical circumstances.This study is done in order to highlight that the women are not exploitee inferior social class and to make feel that a women exist in hole social life.


HATİCE SEYYAR/
Hemen her kültürde kız ve erkek çocuklara doğumlarından itibaren farklı davranılmaktadır. Cinsiyetin bir tür statü olarak algılanması bu farklılığa önemli bir katkı sağlamaktadır. Biyolojik etkenler bir yana konulduğunda, geleneksel değer yargıları, kalıplar, toplumsal hafızaya yerleşmiş konumlandırma, önyargılı bakış açıları kadın ve erkek cinsleri arasındaki ayrımcı bakış açısını derinleştirmektedir. Kadın ve erkek arasındaki statü farkını oluşturan bu etkenler sosyal, siyasal, ekonomik hayatta etkilerini göstermiş ve adeta toplumun her alanına nüfuz etmiştir. Kadını farklılaştıran, ayrıştıran, cinsel kimliğine ve kendisine atfedilen belli rollerle yetinmesine dair okul ders kitapları ile ve medyadaki kimi yayın ve programlarla da vurgulanan bir konumlandırma yapılmıştır. Kadından içinde bulunduğu statüye veya kendisine toplumun biçtiği role uygun hareket etmesi beklenmektedir. Kadına biçilen rollerin içinde, iş hayatında yer almak pek bulunmamaktadır. Esasen bu durum kadın işgücünün yeterince değerlendirilememesi ya da ucuz işgücü şeklinde değerlendirilmesi gibi sonuçlar doğurmaktadır. Kadın iş hayatında yer alıyor ise, daha çok kadın işi olarak ifade edilip, onun evi ve çocukları ile ilgili sorumluluklarını da aksatmayacak bir işte çalışması uygun görülmektedir. İş yaşamı büyük ölçüde erkekler tarafından kurulmakta ve onlar tarafından yönetilmektedir. İş yaşamı erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolüne göre şekillenmiş olduğundan iş yaşamında ve toplumsal yaşamda kadının yer alması daha zorlu bir süreci gerektirmektedir. Bu durum kadın istihdamına ilişkin istatistik verilerin neden düşük olduğunu da izah etmektedir. Kadın ve erkeğin eşit bireyler olarak, hayatın tüm alanlarında her tür önyargıdan uzak ve birbirinin farklılıklarına tahammüllü davranış sergileyebilmelerinde ilk adımı eğitim oluşturmaktadır. Devamında ise önce yasal zeminde sonra sosyal zeminde iyileştirmenin sağlanması gerekmektedir. Doğan Cüceloğlu’nun Bir Kadın Bir Ses adlı eserinde dediği gibi: “Kadınlara insanca, onurlu ve özgür, adil bir yaşam sunamayan toplumlar insanların hiç yere öldüğü savaşlar ve haksızlıklarla dolu bir geleceğin tohumunu atarlar”. 



HÜLYA ARMUTOĞLU/SERİNYOL MTAL TOPLUM YAŞAMINDA KADININ CİNSEL KİMLİĞİ VE KADININ KİMLİK TANIMINDA TOPLUMSAL KÜLTÜRÜN ETKİSİ
Cinsiyet, bireyin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, zyolojik ve biyolojik özellikleridir (Akın ve Demirel, 2003: 73). Toplumlar bireyin cinsel kimlik tanımını, bitki ve çiçek yetiştirir gibi, bir kuyumcu ustalığı ile işleyerek, kişiliğini biyolojik farklılıklarının ötesinde psikolojik, sosyolojik, vücut yapıları ve güç kullanımları açısından ayrıştırıcı özelliklere sahip olacak şekilde geliştirirler. Bunu her toplum kendine göre, biçim ve üslubunu çeşitlendirerek, kendi sanatı ile yapar. Cins ayrımında sanat vardır ve bu sanat bin türlü biçim alır ve her toplum kendi görünümünü verir. “Etnologlar sık sık şu ya da bu toplulukta erkeklerin süslendiğini, başka bir toplulukta ise, kadınların süslendiğini dile getirirler ama tercihlerle belirtilenin, ayrımın kendisi olduğunu da bilirler. Belirtilen, süslenen ya da donatılan birinin ya da ötekinin özelliklerinden çok ayrımdır”(Agacinski,1998: 27). Cinsiyet, toplum tarafından bireye atfedilen bir konum, temel bir statüdür. Dolayısıyla, birey toplum tarafından atfedilen konumu üzerinde kontrole sahip değildir. Bunun nedeni, cinsiyetin bütün toplumlarda önemli bir sosyal anlama sahip olması (Demirbilek, 2007:13) ve dünyaya gelen her bebeğin kendi toplumu tarafından kendilerine atfedilen rolleri benimsetilerek büyütülmesidir. Toplum ve toplumu oluşturan kültür, bebek dünyaya gelir gelmez iki kategoriden birinin içine oyuncak ve oyunlarla kendilerine ait sanatsal tavırla yerleştirmeye başlar. Bebeğe çevresindeki herkes ve başta ebeveynleri olmak üzere cinsel kimliğine göre davranış sergiler. Bebeğe çevreden iletilen bu mesaj hiç şüphe götürmez şekildedir ki; kız ve oğlan çocuk iki ayrı kategoriye aittir (Levit, 1998: 26). Birincil toplumsal alanda oğul vurgulanırken, ikincil toplumsal alanda vurgulanan kızdır. Kız ve erkek çocukların cinsiyet kimliklerini tanıma sürecinde geleneksel yetiştirme usullerinin etkin olduğu, geleneksel kültürün yansıması olan atasözlerinde de kendini göstermektedir. Atasözlerinde kadının eğitiminden, çalışma hayatından, bireyselliğinden hiç söz edilmezken, örnek eş olarak konumu ve anne olarak statüsüne önem verilir† . Atasözlerinde cinslerin kişisel özelliklerinin yanı sıra kadın ve erkeğin toplumsal farklılıkları vurgulanmaktadır (Erdoğan, 2004:192,194,196) ∗ . Her toplumda kız ve erkek bireyler arasında bebekliklerinden itibaren farklı kategorilerde farklılıklar ve eşitsizlikler vardır. Kız bebekler anneleri ile temasları dokunma, hissetme, kıpırdanma ile ihtiyaçlarını giderme yolunu seçerken, erkek bebekler öncelikle ihtiyaçlarını gidermenin peşindedirler. Kız bebekler, ilk dakikadan itibaren sosyal bir iletişim kurma çabasında iken, erkek bebeklerin hede doyumdur (Evans, 2001:19). terirken, erkeklerin geleneksel, toplumsal cinsiyet rolü doğumundan itibaren oldukça katı ve fazla değer taşımaktadır. Erkekten hem çocuklukta hem de yetişkinlikte erkeksi olması (aktif, bağımsız, akılcı, saldırgan, hırslı, bireyci, rekabetçi,…), tüm kadınsı özellikleri (pasif, bağımlı, şefkatli, merhametli, duygusal, besleyici, duyarlı, yardımsever,…) reddetmesi beklenir (Bacacı Varoğlu, 2007: 398-399). Toplumsal bu yapılar, ayrımcı tutum ve davranışlar, mutlak key ve bağımsız biçimde oluşmazlar. Doğa, kendi açısından kız ve oğlanları ergenlik çağına eriştiklerinde şaşırtıcı biçimde kadın ve erkeğe dönüştürür. Burada doğa kendini simgesel, toplumsal, kültürel ve siyasal yeniden yapılanmada saklar. Toplumun kadın ve erkek üzerinde oluşturduğu kültüre dayalı maskeyi kaldırdığımızda kadın ve erkek yüzleri bulamaz, imgesel başka yüzü buluruz (Agacinski, 1998: 25). † “ Kadın eşik dibinde değil beşik dibinde belli olur”. “ Kadını eve bağlayan altın şıkırtısı değil, beşik gıcırtısıdır”. “ Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlettir”. “ Testi kadar kocası olanın kulpu kadar rağbeti olur”. “Erim er olsun da yerim çalı dibi olsun”. “Avradı eri saklar, peyniri deri”. ∗∗ “ Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen”. “ Erkek sel, kadın göl”.
ZEYNEP AŞKAROĞLU/
Toplumda Kadının Cinsel Kimliğine İlişkin Rol Farklılıkları ve Eşitsizlikler Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkek arasındaki sosyal ve kültürel rol farklılığının yanı sıra, kadın ve erkek olmaya toplumun ve kültürün yüklediği anlam ve beklentilerdir (Hablemitoğlu, 2001: 19). Toplum tarafından cinsel kimliğe dayalı rol dağılımı, dinsel, sosyal, siyasal faktörlere, geleneklere, toplumsal değer yargılarına ve hukuki yansımalara dayanmaktadır (Türeli ve Dolmacı, 2009: 3224). Bireylere, geleneksel cinsiyet rolleri aileleri, akranları, okul ve kitle iletişimi yoluyla öğretilir. Kalıp yargılar ve örtülü iletiler bireyi geleneksel cinsiyet rollerine uygun davranışlara yöneltirken başarı ölçüt ve sınırlarını da tanımlamaktadır. Muhtemelen bu eğitim farkı kız ve erkek çocukların yöneldikleri serbest etkinlik türlerini ve dolayısıyla gizil güçlerini geliştirebilecekleri alanları, daha da ileri de meslek seçimi ve meslek yaşamlarını etkilemektedir (Kuzgun ve Sevim: 16). Özellikle ders kitapları kadınları, çoğunlukla anne ve eş olarak ev içinde veya öğretmenlik, hemşirelik gibi geleneksel “kadın meslekleri” olarak toplumda kabul edilen mesleklerde göstermekte; erkekleri, cesaret, zekâ ve başarı bağlamındaki mesleklerde göstererek kadınlara ilişkin toplumsal kalıp yargıların yeniden üretimine hizmet etmektedir. Ders kitapları yolu ile aktarılan toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin mitler ve kalıp yargılar toplumdaki güç ilişkilerinin erkekten yana olduğu bir yapılanmayı daha da pekiştirmektedir. Toplum, kadına erkekler gibi davranmayı öğreterek ya da kadınlara kendilerine uyan görevler vererek kadınların farklılıklarını yararlı kılmaya çalışmıştır (Meyerson ve Fletcher, 2006:76). Kadınlar kadınsı (feminen), erkekler erkeksi (maskülen) yönündedir. Cinsler hakkında güçlü kalıp yargılar her toplumda hep vardır (Ağrıdağ, 2005). Örneğin, erkek çocukların ev işleri ile ilgilenmesi hemen her toplum tarafından engellenir. Çünkü bu erkekliğin oluşumu ve sürdürülmesine aykırıdır. Erkek çocuk alay edilmekten, evde çok vakit geçirirse erkekliğini, otoritesini ve şereni kaybetmekten korkar (White, 1999: 69). Kadın ve erkeğin kimliğini ve toplumdaki yerini ve rolünü betimleyen kalıp yargılar hem benlik duygusunu hem de özsaygısını biçimlendirmekte, ayrıca toplumsal yaşamda kendilerine biçtiği değeri ve üstleneceği değerleri ve rolleri belirlemektedir (Esen ve Bağlı, 2002: 145).
MERT ARSLAN/SERİNYOL MTAL
Toplumda Cinsler Arasında Yaşamsal ve Mesleki Eşitlik ya da Eşitsizlik Cinsiyete dayalı farklılık doğal olarak bulunmaktadır. Bir taşı attıktan sonra yere düşmesi engellenemeyeceği gibi cinslerin de cinsiyetlerine dair özelliklerini yaşamalarına (doğum, evlenme, soy devamı) engel olmak olası değildir. Dolayısıyla cinsel farklılık, key ve kültürel yapının bir sonucu olarak ortaya çıkmamaktadır (Agacinski, 1998: 26). Kadın ve erkek arasında cinsiyet farklılığı, bu farklılığın toplumda “cinsiyet ideolojisi” olarak yerleşmesi toplum hayatının her alanına nüfuz etmiştir. Kişileri gruplandırmak ve farklılaştırmak için kullanılan ölçütlerden biri olan “cinsiyet” kavramı kadın ve erkeğin toplumsal yaşam içerisindeki statü ve davranışlarını farklılaştırmıştır. Bu farklılaştırma toplum ve ekonomik hayattaki değerler, anlayışlar sistemine de yansımıştır (Onaran Yüksel, 2000: 3). Bu zamana kadar mesleki ayrımcılık şekli “erkek evi geçindiren- kadın ev işi yapan” şeklinde en uçta idi. Ancak, kadın halâ kadın işi olarak tanımlanan işleri yapmaktadır. Bu kalıp yargılara göre, kadın hemşiredir, doktor değil, kadın öğretmendir profesör değil. Bu gün bile meslekler ve işler “kadın işi”, “erkek işi” cinsiyet streteotipine dayalı olarak, davranışları yetenekleri, ilgileri, değerleri ve rolleri ile kişi veya grubu cinsiyet temeline dayanarak ayrılmaktadır (Headle vd.,1996;9-10). Kadınların belli iş ve sektörlerde yoğunlaşması iş yaşamının cinsiyete göre ayrışmasını doğallaştıran uygulamalar olarak ortaya çıkmıştır. Cinsiyete göre ayrılmayı yapılandıran varsayımlar- kadınların erkeklerden daha ucuz ve daha az üretken oldukları, yaşamlarının yalnızca belli dönemlerinde (genç ve bekâr olduklarında) işe uygun oldukları, sadece belli tür işlere (vasıfsız, geçici ve hizmet işleri) yetenekli oldukları varsayımları- inşa ettikleri kadın istihdamı kalıplarıyla doğrulanmış gibidir (Scott, 1993: 389). Sorunların yetersiz değerlendirilmesi, doğal olarak “cinslere kör bakan teoriler”in üretilmesine götürmüştür. Örneğin, kadına ait olduğu varsayılan roller kadının evrensel (ve belki de tarihsel) olarak evi ve çocuklarının bakımıyla uğraştığına dayanırken, iş ve işgücü kavramlarının, geleneksel olarak erkek faaliyetleriyle bağıntılı, ekonominin formal sektörlerini ifade ettiği görülmektedir. Başka bir deyişle, kadınlar erkek faaliyetleri üzerinde, kamu mekanları ve coğra görünüm üzerinde yoğunlaşan coğra araştırmalarda genellikle görünmez olmuşlardır (Özgüç, 1998: 52-55). Kadınların gerek ekonomik coğrafyada gerekse toplumsal coğrafyanın büyük kısmında gözden kaçırıldıkları anlaşılmaktadır ( Özgüç, 1998: 57). Cinsiyetçi bakış, aslında bir tür ırkçı söylemdir. Yani cinsler arası ayrımcılık yapan ve bu ayrımcılığı çeşitli biçimlerde meşru kılan bir söylemdir. Dayanağı, kadın-erkek cinslerinin anatomik-biyolojik farklarını toplumsal-kültürel (ve tabii siyasal) düzlemde var olan eşitsizliklerin nedeni olarak ele almakta ve haklı kılmaktır (Tanrıöver, 2007: 24). Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1.maddesine göre, “kadınlara karşı ayrım” deyimi, kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın ve kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve diğer alanlardaki insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen veya ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım, mahrumiyet veya kısıtlama anlamına gelmektedir. (http://www.unicef.org/turkey/cedaw/_gi18.html). Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından cinsiyete dayalı eşitsizliğin giderilmesi konusunda “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Kalkınma Endeksi” (GDI) ve ayrıca, kadınların ekonomik ve siyasal yaşamdaki dağılımını ve katılımını ölçen “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Güç Ölçütü (GEM) endeksi geliştirilmiştir. Öte yandan, bu alanda bir başka önemli veri kaynağı olan Dünya Ekonomik Forumu tarafından 14 çeşit değişken kullanılarak Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu hazırlanmaktadır. (Parlaktuna, 2010: 1226) Buna göre, Küresel Cinsiyet Eşitsizliği 2010 yılı raporunda, küresel çapta cinsiyet eşitsizliğinde sağlık ve eğitim alanlarında ilerleme sağlandığı, ekonomiye katılım ve siyasal alanda ayrımcılığın yüksek seviyede devam ettiği belirtilmektedir. Raporla birlikte açıklanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksine göre İzlanda kadın ve erkek eşitliğinin en çok sağlandığı ülke konumunun korurken, Türkiye listedeki 134 ülke içinde Etiyopya’nın da gerisinde kalarak 126. sırada bulunmaktadır. (http://www.tisk.org.tr/isveren_sayfa.asp? yazi_id=2869&id=). Esasen bu kavramsal ve yaşamsal tartışma tümden eşitlik ve adalet idesiyle bağlantılıdır. Pek tabii ki, sadece biçimsel değil, ili eşitlik anlayış ve uygulamasının hâkim olabilmesi için toplumda, bu noktada dahi ayırım gözetilmeksizin, kadın erkek tüm bireylerin eğitimi ön planda ve etkili bir faktör olarak belirmektedir. Böylece toplumdaki eşitlik anlayışının gelişmesi sağlanabilecektir. Sosyal politikalar içerisinde eşitlik politikalarının nasıl ele alındığı ve uygulamaya nasıl yansıtıldığı da, ayırımcılığın önlenmesi yolunda önemli bir başlangıç noktası olarak değerlendirilebilir. Yasa önünde eşitlik ve fırsat eşitliği, toplumda ili eşitliğin sağlanması bu kavramın soyut anlamının anlaşılıp benimsenmesinden sonraki bir aşamadır.









METE ARSLAN/
İŞ YAŞAMINDA KADININ CİNSEL KİMLİĞİNE DAYALI ROL FARKLILIKLARI VE EŞİTSİZLİKLER .
Genel Olarak Kadına Yönelik Farklı Bakış Açısının İş Yaşamındaki Görünümü İş yaşamı büyük ölçüde erkekler tarafından kurulmakta ve onlar tarafından yönetilmektedir. İş yaşamı erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolüne göre şekillenmiş olduğundan iş yaşamında ve toplumsal yaşamda kadının yer alması (sonradan gelmesi) önemli bazı sorunları ortaya çıkarmaktadır. Rosabeth Moss Kanter’e (Bacacı Varoğlu, 2007:401) göre, kadınlar iş yaşamında sonradan gelenler olarak erkekler kadar güçlü olma, örgütsel kararları etkileyebilme imkânlarına sahip değildir. Kadınlar kariyerlerini geliştirmeye olanak vermeyen, çıkmaz işlere yerleştirilmektedirler. Dolayısıyla kadınlar kariyer yapmamaya yöneltilmekte, alt düzey pozisyonlarda başarı karşıtı kültür oluşmasına sebep olunmaktadır (Varoğlu, 2007: 401). İş yaşamında kadınlar, erkeklerin yapmadıkları, daha az beceri gerektiren ve ücretleri daha düşük işleri yapmaktadırlar. Kadının ev içi iktisadi faaliyetleri ise, piyasa dışı faaliyetler olarak önemsiz ve ikincil kabul edilmekte ve böylelikle kadın, ekonomik alanda görünmez kılınmaktadır (Hablemitoğlu, 2001:17). Araştırmacı Dorothy Smith’e (Varoğlu, 2007: 403) göre, kadınların ister mutfakta ister oste, temizleme, düzenleme, kolaylaştırma, destekleme, teskin etme, düzeltme, aynı düzende koruma gibi işleri yapmasının erkekleri varlığımızın öngörülemeyen, dağınık ve pis işlerinden kurtarmaktadır (Varoğlu, 2007: 403). Toplum tarafından öğütlendiği ve öğretildiği şekliyle bir kadın için annelik ve evlilik hayatının en önemli rolleridir. Meslek seçimlerini bu rollere zarar vermeyecek şekilde yaparlar ve/veya yapmaları konusunda içinde bulundukları toplum tarafından yönlendirilirler. Böylece kadınsı ve erkeksi meslek ayırımı ortaya çıkmıştır. ‘Öğretmenlik, hemşirelik, düşük seviyede yöneticilik, emekliliği olan bir iş….’ (Aytaç ve Sevüktekin, 2002: 25). Bu doğrultuda kısmi süreli iş sözleşmesi, çağrı üzerine çalışma sözleşmesi, evde çalışma, tele çalışma vb. esnek çalışma türlerinin “kadın işi” olarak nitelendirildiği görülmektedir. İş yaşamında cinsiyete dayalı örgütlenmeler, kadın ve erkek kimliği arasında cinsiyet hiyerarşisi oluşturmaktadır. Örgüt içinde işler kadınsı, erkeksi olarak ayrışmakta, kültürel yapı bu bağlamda oluşturulmaktadır. Bir başka deyişle, örgüt içerisinde biyolojik cinsiyetin yansıması varlığını göstermektedir. Geleneksel örgütler erkek egemen olmakla birlikte, zaman içinde değişim göstermiş gözükse de, erkeksi değerler örgüt kültürü içerisinde varlığını hâlâ sürdürmektedir (Temel, Yakın ve Misci, 2006: 33). Günümüzde kadın, kaygan iş zemini üzerinde azar azar artış göstermektedir. İş yerlerinde önemli sayıda kadın serpiştirilmiş olarak yer almaktadır. Ama tıpkı yamaçlardaki ağaçlar gibi manzaranın en güzel olduğu yüksekliğe tırmandıkça kadınların pek azı orada görülmektedir.( 12 Haziran 2011 seçim sonuçlarına göre kadın milletvekili sayısının 550 milletvekili içerisinde 78 olması gibi..) Ormanın sınırına geldiğinizde, bulabileceğimiz manolya sayısı kadar kadına rastlıyoruz (Evans, 2001: 10). Bu gün kimi kadınlar annelik ve evlilik gibi rollerinin yanı sıra kariyerlerinde de ilerleyebileceklerini kabul ederek iş dünyasına asılmaya başladılar. Prestijli, iyi paralı, heyecan veren endüstriler gibi, bilim gibi sektörlere girmeye çalışmaktadırlar. Toplumun düşündüğü gibi bu kadınlar eş ve annelik rollerine olan ilgilerini kaybetmemişlerdir. Bu kadınlara göre, aile ve mesleki rolleri bir bütündür (Eken, 2006: 255). Bu kadınlar mesleki kariyerlerini korumak için, bedelli yardım ya da aile içi yardım şeklinde diğer kadın imkânlarından ve ev işlerini kolaylaştıran teknolojik araçlardan yararlanmaktadır (Aytaç ve Sevüktekin, 2002: 29). Teknolojide meydana gelen ilerlemeler çalışan annenin eşine, çocuklarına daha fazla zaman ayırmalarını ve onlarla daha çok şeyi paylaşmalarını kolaylaştırmaktadır. Bu kadınların ev yaşamlarında ev içi sorumlulukları kadın ve erkek arasında paylaşma çabaları vardır. Bunun olmadığı ailelerde çatışmalar ve huzursuzluklar ortaya çıkmaktadır.

METİN ARSLAN/
İş Yaşamında Kadının Erkekten Farkı İş yaşamında kadın, işbirlikçi, sosyal katılımcı, takım kurucu, diğerlerine saygılı, meydan okumayan, paylaşımcı, uyumlu, herkesin galip gelebileceği duygusuna sahip, herkes tarafından sevilmeyi bekleyen olarak tanımlanırken, erkek oyunu yöneten mutlak galip, saldırgan, övünen, hırslı, güçlü, çetin, eğlenceli, kıran kırana bir âlemin üyesi olarak tanımlanmaktadır (Evans, 2001: 24). Rekabet ortamında erkekler için iş iştir; personel personeldir. Erkekler işle ilgili anlaşmazlığa düştüklerinde birbirleri hakkında beni desteklemiyor, benimle ilgilenmiyor ya da ihanet ediyor diye düşünmez. Oysa kadınlar…(Evans,2001: 88). Erkekler kısa ve yüksek sesle konuşur, kadınlar ise belli belirsiz bir sesle daha uzun konuşur. Bu da kadınların etkililiklerini azaltır. İlişkiye odaklı, dolambaçlı sözlerle başlaması anlaşılabilirliliğini de azaltır. Kadın çocukluğunda öğrendiği bilgi oyununu (ev ödevini yapma, tahtaya kalktığında iyi hazırlanmış olduğunu gösterme, iyi notlar alma, ebeveynleri ve öğretmenlerinin desteğini ve övgüsünü alma) iş yaşamında da sürdürür. Hâlbuki iş oyunu farklıdır. Burada riskler vardır. Ne kadar iyi hazırlanılırsa hazırlanılsın herkesin bilmediği, bilemediği bir soru vardır. Her zaman araştırmacı olma ve aşırı hazırlık sakıncaları da beraberinde getirir. Edinilebilecek kadar bilgi, öngörü, özgüven, geçmiş deneyimler işe yarar. Unutulmamalı ki iş yaşamında güvenlik ağı yoktur (Evans, 2001: 101). Kadınlar iş hayatında açık oynarlar. Kendileri ile ilgili her şeyi çevresindekilerle paylaşır. Kendilerinde kalması gereken sırları, bir başkasını ilgilendirmeyen konuları paylaşarak kendilerini açık ederler. Oysa kî, paylaştığı kişiler annesi ya da babası değildir. Bu durum daha sonra kendilerinin aleyhine döner. Erkek kendini açık etmez. İş yetişemeyecek olsa bile yetişecek gibi davranır. Kendinden emin görünür. Çünkü erkeğe çocukluğundan itibaren oyunlarla bu şekilde davranması gerektiği öğretilmiştir. Toplumun, ailesi ile ilgilenmek zorunda olan kadın ve erkeğe bakış açısı farklıdır. Toplum, erkeğe karşı daha toleranslı iken, kadını öncelikleri konusunda bir kez daha düşünmesi için uyarır. Erkek ağladığında erdemli bir davranışta bulunmuştur. Kadın ağladığında zayıftır, acizdir, kadındır işte. Kadın öfkelendiğinde hâkimiyetini kaybetmiştir. Soğukkanlı davranamamıştır. Hele hele kadın sık sık öfkeleniyorsa kullanılan tanım farklılaşır. Erkek gücünü göstermiş, hakkını savunmuştur. Erkekler iş saatleri sonrası çoğunlukla kendilerine sosyal amaçlı programlar (spor, arkadaşlarla buluşup bir şeyler içme…) yapabilmekte veya akşam iş yemeklerine, seyahatlerine rahatlıkla katılabilmekte; kadın ise, özel sorumlulukları nedeniyle yapamamakta ya da önemli bazı ayarlamaları (çocuklara bakıcı ayarlama, yemeklerini hazırlama..) yapmak zorunda kalmaktadır. Bu durum da erkekleri iş yaşamında daha avantajlı hale getirmektedir. Çünkü çoğu önemli kararlar bu toplantılarda alınabilmektedir. Dolayısıyla kadın bu sürece dâhil olamamaktadır. Erkeklerden farklı gözükmek istemeyen kadınlar bu suskunluk komplosuna ortak olmaktadır. Herkes her şey yolundaymış gibi davranmakta, sorun örtbas edilerek yokmuş gibi görüntü verilmektedir(Schwartz, 2006: 164). İş yaşamında çocuğa bakma, yaşlı anne ve babaya bakma, kişisel sağlık problemleri, geleneksel iş bölümü, işin tatmin edici ve anlamlı olmaması, motivasyon azlığı, fırsat eksikliği, zorlanma, elverişli kariyer tercihinin olmaması ve eşin yeterli para kazanması gibi, bu şekilde itici güç olan cam tavanla∗ karşılaşan kadın iş yaşamında ailesinin çekiş gücüne kapılmaktadır. İster çekilsin ister itilsin pek çok ayrıcalıklı kadın iş yaşamında bu etmenlerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Deborah O’Neil ve Diana Bilimoria’nın, “Kadınların Kariyer Gelişim Aşamaları” (Women’s Career Development Phases) isimli çalışmaları, kadınların inançları ve kariyer deneyimleri üzerine genellikle çelişkili araştırma bulgularını açıklamaya yardımcı olmaktadır. Onlara göre, kadının kariyer gelişim aşaması üç aşamada gelişir. “İdeal Başarı Aşaması”, burada kadınlar iyimserdir ve başarı tanımı yapılmıştır. “Pragmatik Dayanıklılık Aşaması”, örgütün ve profesyonel ilişkilerin problemlerinin vurduğu ve çoklu yaşam rolleri ile bütünleştiği bir aşamadır. “Yenilikçi Katkı Aşaması”, kariyerlerini ve yaşamlarını olumlu olarak yeniden tanımladıkları bir aşamadır (Burke, 2005: 6). Çalışan kadının erkekler kadar etkin ve işlevsel olabilmelerini sağlayabilmek için alınması gereken dört önlem vardır (Schwartz, 2006: 178): * Kadın ve erkek arasındaki temel farklılığın, analık duygusunun kabul edilmesi, * Esneklik isteyen kadın ve erkeklerin bu isteklerinin karşılanması, *Temel liderlik özelliklerine zaten sahip olan kadınların kusursuz performans için yaşamsal olan ek yönetim beceri ve araçları ile donatılması. * Erkekler için var olmayıp sadece kadınlar için var olan engelleri kaldırarak kurumsal ortamın iyileştirilmesi.


MEHTAP BULGURCU/
İş Yaşamında Kadının Cinsel Kimliğine Dayalı Ayrımcılık Kadın neden çalışır? Kadının iş yaşamına girmesinin birkaç nedeni vardır. Bu nedenlerin bazıları ekonomiktir. Ana neden Barbara Bergman’a göre, endüstrileşmeden dolayı gerçek ücretin yüksekliği, evde aileye hizmet etmekten ve evde kalmaktansa bu ücret için kadının çalışmasının daha değerli olmasıdır. Kadın çalışır çünkü paraya ihtiyacı vardır. Ya kocası yoktur ya işsiz bir kocası vardır ya da kocası düşük gelir elde ediyordur. Gerçekten de bu günlerde çoğu aile, kadının geliri olmaksızın yaşamlarını sürdürememekte, kadın işe gitmiyorsa ailenin yaşam standartları düşmektedir. Kadın ailesinin yaşam standartlarını sürdürebilmek ve yükseltmek adına çalışmak zorunda kalmaktadır. Ekonomik düzende beyaz yakalıların artışı ve hizmet sektörünün yükselişi daha fazla sayıda kadını iş dünyası için hazır hale getirmiştir. Artık kadınlar daha eğitimli ve daha ileri düzeyde kariyer hedeeri bulunmaktadır. Bugün kadınlar geçmişe göre daha az sayıda çocuk doğurmakta böylece evde daha az vakit geçirmektedir. Annelik ve işin birleştirilmesi sosyal olarak daha kabul edilebilir hale gelmiştir. Pek çok kadın evin dışında da kimliğini korumak istemektedir (Headle, 1996; 2-3). Ayrımcılık nasıl ve ne zaman meydana gelir? Onu nasıl ölçebiliriz? Kazançlarda ayrımcılığı ölçmek bir yol olabildiği kadar, ayrımcılığı açıklamaya da çalışmaktadır. İnsanların kullanım özelliği, onların üretkenlikleridir. Böylece onların kazandıkları para, değerleridir. İşgücü pazarında açıklanamayan bu fark ayrımcılıktır. Eğitim, deneyim, görev süresi, yıl ve verimlilikle ilgili diğer faktörleri kontrol edebiliyorsak ama halâ cinsiyet ayrımcılığı varsa, ekonomistlere göre bu ayrıcalıktandır. Kadın daha az ücret alır, çünkü kadındır. Kadına neden erkeğe göre daha az ödeme yapılır? Barbara Bermang, “Kalabalık Teorisi” (Crowding Theory) ile açıklamayı önermektedir. Ona göre, emek piyasasında kadın ve erkek arasında gerçek bir rekabet yoktur. Erkek emeği için bir pazar vardır ve orada onun için yüksek ücret ödenir. Kadınlar bu pazarın dışında tutulmuşlardır. Emek kıttır. Bu nedenle de, erkeğin ücreti yüksektir. Kadınların iş gücü piyasası ise, aşırı kalabalıktır ve ücrette düşüktür. Çünkü bütün kadınlar orada ayrıştırılmıştır( Headle, 1996: 6). Kadın ve erkek aynı beşeri donanıma sahip olsalar bile farklı piyasalarda (düşük statülü, vasıfsız belli işlerde yoğunlaşması) iş yaptıkları ve aynı piyasada rekabet etmedikleri için erkeğe göre, daha az ücret alır. Beşeri Sermaye Teorisine göre, kadın ve erkek çalışanların birbirine ikamesinin tam anlamıyla olamayacağıdır. Çünkü kadınlar evlendiklerinde ve çocuk sahibi olduklarında işini terk edip işgücünden ayrılma eğilimindedirler. Ayrıca iş yaşamında daha az deneyimlidirler( Palaz, 2003: 91). İşte bu noktada kadınlar açısından iş yaşamında ayrımcılık, eğitim ve mesleki eğitimde eşitsizlik, iş bulma ve işe alınma, ücret, çalışma koşulları, işyerindeki tutumlar, ter, işten çıkarma, üretim kaynaklarına ulaşma ve aile sorumluluklarının yetersiz paylaşımı gibi alanlarda kendisini göstermektedir. Cinsiyete dayalı ayrımın büyük bir kısmı işyerlerinin ve işgücü piyasasının kadına karşı olmasından kaynaklanmaktadır. Emek piyasasında kişinin istihdamı ve ücret ödemesindeki ayrımcılık meslek performansı ile alâkasız key faktörlere de dayanır. Önyargılar ve istatistikî ayırım bunu açıklamaya yardımcı olmaktadır. Bireysel yargılamada işveren, kadın işçilerle çalışmayı reddeder çünkü çocuklu kadın çocuk yetiştirmek için dışarıda kalabilir, böylece yatırımları geri kalır. Fakat birçok kadının çocuk sahibi olmadığı dikkate alınmamaktadır. Bu da göstermektedir ki, kadın istatistiksel olarak ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Aslında ayrımcılık sadece önyargıdan oluşmaz, daha karmaşıktır (Headle, 1996: 5). İşgücü ile ilgili bazı yaklaşımlarda, merkezdeki stabil iş gücünü erkekler oluştururken, kadınların genellikle bu esnek yapı içinde aralarda istihdam edilen işgücü grupları olduğu öne sürülmektedir. Pek çok kadın çalışmasında, kadınların günün ve gecenin değişik saatlerinde, bazen kız çocukları ile nadiren erkek çocukları ile bazen yalnız, çoğu zaman zorunlu olarak pek çok değişik işin üstesinden geldikleri bu çabaların çoğunun karşılığında bir gelir elde etmedikleri bilinmekte ve bu nedenle kadınların bu alandaki taleplerini ortaya koymak hedeenmektedir (Kümbetoğlu, 1995: 230-231). Oral’a göre (2008: 349) kadın işi, emeği görmezlikten gelinendir… “Gayri resmi” sektörde çalışandır. Dünyadaki toplam işin üçte ikisini yaptığı halde, dünya iş gücünün üçte birini oluşturandır. Kadın, küreselleşme sürecinde hızla yoksullaşandır. Kadın, politik ve ekonomik yapılanmalarda, hükümetlerde, ulusal ya da uluslararası karar alma mekanizmalarında, dünyanın gelişim ve barış süreçlerinde, güç dengelerinin oluşmasında yeri olmayandır. Kadın, sürekli şiddete maruz kalandır (Oral, 2008: 351). Kadın, ekonomik büyüme dönemlerinde işe alınan, kriz dönemlerinde işten çıkarılan ve işgücü piyasasında esneklik sağlayan üretim faktörü olarak görülen ve mesleki ilerlemesi erkeklere oranla daha güç ve sınırlı olandır. Kadın emeği ucuz ve verimli görülmekle birlikte evlendikleri ve hamile kaldıklarında işi bıraktıkları için esnek ve yenilenebilir emek olarak tanımlanandır (Kapız, 2000: 348,349). Kamusal üretim alanlarından uzak kalıp eve kapanan kadın, adeta ev içi emeği üreten bir köle gibidir. Çünkü ürettiği emek, kullanım değeri taşımasına karşın, değişim değeri taşımayan yani alınıp satılmayan bir emektir. Üretken bir emek olmakla birlikte ev içi emeği, pek göze görünmez, farkına varılan bir emek değildir, kamusal alanlarda parasal bir değer taşımaz (Kızılkaya, 2004: 149). Kadın yoksulluğunun yeryüzünün her bucağında yaygın bir durum olduğu bilinmektedir. Yeryüzü yoksullarının yüzde 70’ini kadın ve çocukların oluşturduğu, dünya zenginliklerinin pek azına sahip oldukları, çalıştıklarında genellikle düşük gelirli, esnek zamanlı işlerde istihdam edildikleri, kadın ücretlerinin dünyanın her yerinde erkeklerinkinin gerisinde kaldığı, informel sektörün ve ücretsiz aile işçilerinin ana gövdesini kadınların oluşturduğu, “azgelişmiş” denilen ülkelerde temel sağlık ve erişim hizmetlerine erişimden yoksun olan nüfusun büyük bölümünü kadınların oluşturduğu.. vb. konularda hemen herkes hemkir bulunmaktadır (Özbudun, 2007: 98) Ancak, kadına karşı cinsiyet ayrımcılığı sadece ücret farklılığı ile açıklanamaz. İşveren kadına karşı ayrımcı tutum içinde ise, kadını istihdam etmek ona parasal olmayan ek bir maliyet yükleyecekmiş gibi davranır. Bu ek maliyet işverenin ayrımcılık katsayısına eşittir. İşveren için, erkeği istihdam etmenin maliyeti onun ücretidir. Kadını istihdam etmenin maliyeti ise, kadının ücreti artı işverenin ayrımcılık katsayısıdır. Bunun anlamı, ayrımcı düşünceye sahip işveren, kadını erkeğe oranla daha düşük ücretle çalıştıracak olmasıdır (Palaz, 2003: 94). Topluma, kadının ücretinin erkekten daha düşük olması abes gelmemektedir. Çünkü topluma göre, kadının asıl görevi evi ve çocuklarıdır. İşin kadın için ikincil öneme sahip olması gerektiği şeklindeki toplumsal baskılar bu bakış açısını normal karşılamaktadır. Kadının çalışma yaşamına girmesi ile ev işleri ve çocuk bakımı gibi cinsiyetine dayalı yükümlülüklerinde değişim yaşanmamıştır. Bu durum kadın açısından bir farklılık oluşturmamış, kadın için iş yaşamı hep ikincil bir etkinlik olarak ele alınmıştır. Kadınların erkeklere göre, ailevi sorumlulukları daha fazla üstlenmesi kendini iş yaşamına adaması halinde bu sorumluluklarının zarar görmesine sebep olmuştur. Bu nedenle kadın iş ve ev yaşamı arasında denge kurmak zorundadır. Aksi halde sağlığı, tatmini ve yaşama isteği bozulabilmektedir (Fidan ve İşçi, 2004: 35). Çalışma hayatında kadının korunmasının gerekliliği irdelendiğinde, bu husus iki temel nedene dayandırılmaktadır. Bunlardan ilki, kadın işgücünün bireysel ve ekonomik yararı ile onların cinsel-ziksel nitelikleri ve toplumsal değerlerinin oluşturabilecekleri sakıncalar arasında bir denge kurulması zorunluluğudur. İkincisi ise, kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları cinselliklerine özgü engellerin aşılması amacıdır (Pakin Akın, 2005: 2). Cinsel ayrımcılık tutumları kurnazca tasarlanmış olduğu için kolayca ortaya çıkarılamamaktadır. Kadınlar sık sık cinsel ayrımcılık ve iş yaşamlarında karşı karşıya kaldıkları baskıda dikkatsiz davranmaktadırlar. Kariyerlerinde cinsel ayrımcılığa maruz kaldıklarının farkına varan bazı kadınlar yasal yollara nadiren ve gönülsüzce başvurmaktadırlar. Hatta birçoğunun avukat tutacak nansal kaynakları da yoktur. Kadınlar çoğu zaman aile sorumlulukları olması nedeniyle böyle bir davanın içinde yer almaktan, işini kaybetmek kaygısından illegal işveren politikalarına karşı çaresiz kalmaktadırlar(Gregory,2001). İşyerlerinde cinsel taciz türündeki cinsiyetçi davranışlar üstü örtülü, söze dökülmeden tutumsal davranışlardır (Schwartz, 2006: 173). Kadının başarmış olduğu sonucun dişil yeteneğine bağlanması da ayrımcılığın bir başka elem verici yönüdür.∗ Günümüzde toplumsal cinsiyet kavramı, “toplumsal cinsiyet eşitliği” olarak ülkelerin kalkınma ve demokratikleşme hedeerinin arasında yer almaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde, kadınlar dereceleri farklı da olsa toplumsal ve çalışma yaşamlarında cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bugün, kalkınma ve demokratikleşme süreçlerini olumsuz yönde etkileyen bu “durumu” aşmak için, ülkeler projeler, politikalar ve yöntemler geliştirmektedirler (Parlaktuna, 2010: 1226). Çalışan kadınları destekleyen yasalar ve uygulamalar demograk gelişme eğitim olanaklarının artması, standart dışı çalışma şekilleri aile boyutunun küçülmesi, evlenme oranında azalma, boşanma oranında artış, toplumun kadının çalışmasına yönelik tutumundaki gelişmeler, tek bireyli aileler, çocuk bakımı ve diğer hizmetlerdeki iyileşmeler dünyada kadın işgücü sayısının artışında rol oynayan önemli gelişmelerdir.
NECDET ATAY ERÇİL/
SONUÇ
İş dünyasının erkeklere atfedilen, acımasız, saldırgan, kararlı gibi ifadelerle tanımlanması cinsiyet ayrımcılığının ve sorunlu bakış açısının bir göstergesidir. Bu ayrımcılık ne kadının ne de erkeğin kabahatidir. İş dünyası adıyla oluşturulan ortam, kadını iş hayatına uygun olmadığı gerekçesiyle suçlamaktadır. Oysa bu gün kadın erkek kadar iş dünyasında yer almaktadır. Fakat kadını yetkinlik ve liderliğe yükseltmek söz konusu olduğunda kadının kurtlar sofrasında yerinin olmadığı ifade eden yaygın kültür ile karşı karşıya kalınmaktadır. İş yaşamı kadının toplumsal ve biyolojik rolleri göz ardı edilerek erkeğe özgü değerlerle kurgulanmıştır. Bu durum kadının iş yaşamında sorunlar yaşamasını kolaylaştırmıştır. Belki her iki grup da, bu problemin ortadan kalkmasını için çalışmaktadır. Ancak geleneksel iş bölümü ve kadınlarca da kabul gören “baban bilir” teslimiyeti bu durumun bir an önce iyileşmesine engel olmaktadır. Çıkarabildiğimiz sonuç şudur ki, iş dünyasınca alınan tedbirler sorunun kendisine yönelik olmayıp belirtilerine dairdir. Kadına iş dünyasında yer alabilmesi, engelleri aşabilmesi ve toplum tarafından kabul edilebilmesi için erkek gibi oynaması öğretilmiştir. Ama zemin düzeltilmemiş, kadın halâ kaygan zeminde sağlam adımlar atmak için çok çalışmak zorundadır. Kadının çalışma kararını eğitimi, çocuk, medeni hali ve ekonomik koşullar etkilemektedir. Eğitime olan yatırım eksikliklerinin tamamlanması halinde iş yaşamında kadınlara yönelik ötekileştirme tutumlarında iyileşme süreci başlamış olacaktır. İş yaşamında kadın çalışan sayısının artması ekonomik açıdan yararlı ve de verimliliğin artışı ve kalkınmanın sağlanması açısından zorunluluktur.Kadınlara yönelik geleneksel bakış açısının ötesinde eğitim politikalarının benimsenmesi kadınlara farklı iş kollarında çalışma imkânını ortaya çıkaracaktır. Ayrıca kadınların kariyer çizgisinde ilerlemesini sağlayacak koşulların oluşturulması halinde yetenek ve çalışma azmine sahip bir çok kadın iş dünyasına kazandırılmış olacaktır.



Meslek röportajlarındaki seçilen sorular.
NİLGUN AKTAŞ 14 NİS 2018, 14:46
Bu mesleği isteyerek mi seçtiniz?
Bu mesleği isteyerek mi seçtiniz?
*Yaptığınız işin tanımı nedir, bize mesleğinizi anlatır mısınız?
*Mesleğinizi seçmede etkili olan faktörler nelerdir?
*Bu mesleği seçerken ailenizin etkisi oldu mu?
*Mesleğinizin zorlukları nelerdir?
*İşinizin en sevdiğiniz tarafı nedir?
*Yaptığınız işe göre elde ettiğiniz gelirin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
*İşinizin zorlukları nelerdir?
*Sizinle aynı mesleği seçmek isteyen gençlere bu mesleği seçmelerini tavsiye eder misiniz?
*Bu mesleğe sahip olmak için hangi okulları okumak gerekmektedir?
*Bu mesleği seçmeseydiniz hangi mesleği yapmak isterdiniz?
*İşinizi yaparken halktan beklentileriniz nelerdir?
*İşinizi yaparken karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
*Meslek hayatınızda başınızdan geçen en kötü ve en iyi olay nedir?
*Mesleğinizde ilerlemek mümkün müdür*

Gaye Altuncu 10 MAY 2018, 17:52 Çiğdem Tepecik ile röportaj
1.Did you choose your profession consciously?.
1.Yes I have chosen it willingly..I love to do some sports and encourage young people to make children play sports of all ages .
2.What is the profession you do? Could you please tell us your job?
2. I can be counted as being a sailing coach, sailboard owner, sail club manager, sailing school owner. To provide sailing sport to people of all ages, to examine the sea from the sea, to create conscious loving generations on behalf of sea and maritime, to make a person feel free to use a vehicle driven by sailing without fear of shing from the sea.
3.What are the factors that affected you to choose this job?
3.I do not like the sport of nature sailing and freedom.
4.Did you family affect you while choosing this job?
4.No, I have not had any impacts .. My cousins could have contributed to our experience of kayaking shing :)
5.What are the challenges in your profession?
5.Difculties may be related to human beings .. To be forced to leave the earth, to surrender to nature and not to know the life of the moment, to ignore the safety rules of the sea and sailboat etc ..
6.What is the thing you like most about your job?
6.The boat that meets the sailing sport loves the free and happy expression on the person who made the sail adjustments according to the wind and snuck on the water.
7.Do you think it is enough only to care about your job?
7.I think it is the greatest value to care about the details of your work and your business and everything that your work touches.
8.Do you recommend your job for others?
8.I would recommend anyone who loves freedom of the sea sailing sport ..
9.What type of education should people take to have such a job?
9.Anyone who owns an amateur seafaring documentary can step into the profession by attending a coaching course opened by the sailing federation. 10.What would you do if you did not choose that career?
10.I am a graduate of ITü Computer Engineering and I have worked for many years, sailing early retirement and being able to be on the technic at sea in the environment that I love without fatigue and it is great to be a profession ..
11.What are your expectations from your job?
11.In order for the families to sail, I do family trainings where women and children can participate free of charge. My greatest wish is for many families to own a marine vessel and to sail in the seas of the family.
12.Do you think there will be difculties about your job in the future?
12.I think the difculties have been overcome, I think our people have come closer to the sea and there is a much easier future.
13.What are the best and worst things you have experienced in your job?
13.The most beautiful memorial is to make the transition to the atlantic ocean in 2005 and take part in the 2nd place Turkish women's team and receive the special prize of the Olympic committee .. The worst reminiscence is the hours I would like to stay in the midst of a very rough storm during the 19th hour of this ocean crossing and the storm over the craft.
14.It is possible to promote in your job?
14.Of course, you can take the 1st sailing coach up to the 4th oor and start the Olympic athlete.
15.Had you had hesitation before you started your job that you would fail?
15.Ben mesleğe 30 lu yaşlarımda adım attım ve gençler ile çalışmakta zorlanırmıyım diye düşünmedim değil ancak tam tersi çocuklar ve gençler en kolay çalıştığım grup oldu..Yetişkin eğitimleri ise harika yeni dostlar kazandırdı..
16.What kind of reactions did you receive when you decided to do this job and started to work?
16.First of all, I called the family to beg the family, begging for the sail. The girl came to the village 3-4 times. But the important thing is that you like your work so that we have wonderful results with those who come to learn to sail .
. Thanks Çiğdem Tepecik



Gülben Akçay öğrencimizin Türkiye'nin ilk kadın futbol hakemi Lale Orta ile röportajı/Serinyol MTAL
1. Bu mesleği isteyerek mi seçtiniz?
Did you choose your profession consciously?
Hakemliğe; Antrenörlük diplomamı alabilmek için, yönetmelikler gereği zorunlu olarak başladım.
2. Yaptığınız iş nedir, bize mesleğinizi anlatır mısınız?
What is the profession you do? Could you please tell us your job?
Şu anda Okan Üniversitesi’nde Spor Yöneticiliği Bölüm Başkanlığı görevini yürütüyorum. Hakemliği 20 yıl yaptıktan sonra bıraktım. Hakemlik zor ve çok emek isteyen bir meslek. Hatta birkaç yıl öncesine kadar meslek olarak kabul edilmiyordu. Bir hobi olarak asıl mesleğinize ek olarak yapılıyordu. Hakem; kurallar çerçevesinde bir maçı yöneten kişidir.
3. Mesleğinizi seçmede etkili olan faktörler nelerdir?
What are the factors that affected you to choose this job?
1986 yılında, Antrenör olmak ve diplomamı almak için 3 maçta hakem, 5 maçta da yardımcı hakem olarak maç yönetmek gerekiyordu. Hakemliğe; yönetmelikler gereği zorunlu olarak başladım. Hatta; 8 maç için bu kadar masraf da yapılır mı diyerek, hakemlik kıyafetlerini de söylene söylene almıştım. Bu süreçte beni izleyen hakem ve gözlemci hocalarım: “Hakem olarak çok başarılı olduğumu ve kesinlikle devam ettirmem gerektiğini” söylediler. Hiç aklımdan geçmeyen bir durumla karşı karşıya kalmıştım… Kurallara bağlı olarak yönettiğim maçlar, dağıttığım adalet ve uygulamalarım, kişilik özelliklerim ve karakter yapımla özdeşleşmişti… Başarılı olacağıma olan inancım ve azmim beni daha büyük yönetsel bir organizasyona yönlendirmiş oldu… 8 maç için başladığım hakemlik serüvenim 20 yıl sürdü…
4. Mesleğinizin zorlukları nelerdir?
What are the challenges in your profession?
Her aşamada; hak ettiğim yere, beraber çalıştığım arkadaşlarımdan ancak yıllar sonra ulaşabildim. Beni değerlendirebilen, ayrımcılık yapmadan destek veren yöneticilerinizin az olması, en büyük engellerden biriydi. Kadın hakemliğin gelişiminden ve çoğalmasından öylesine rahatsız oldular ki, bir dönem kadın hakemlerin aday hakem kurslarına alınmasını yasakladılar. Kadınlar için görünmeyen cam tavanlar her yerde olduğu gibi, hakemlik müessesesinde de var ne yazık ki… Halbuki Ulu Önderimiz Atatürk: “Kadınlarına değer vermeyen hiçbir ulus kalkınamaz!...” der.
5. İşinizde en sevdiğiniz taraf nedir?
What is the thing you like most about your job?
Adalet dağıtmak…
6. Sizce, yaptığınız işe değer vermek yeterli midir?
Do you think it is enough only to care about your job?
Değer vermek gereklidir ama kesinlikle yeterli değildir… Hedeflere ulaşabilmek için stratejik planlama yapılarak, zihinsel, düşünsel, fiziksel, ruhsal ve eğitsel çalışmalarla mücadeleyi bilinçli bir şekilde sürdürmek gerekiyor.
7. Başkalarına mesleğini tavsiye eder misin?
Do you recommend your job for others?
Futbolu seviyorlarsa ve uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırlarsa, kesinlikle tavsiye ederim…
8. Bu mesleğe sahip olmak için nasıl bir eğitim almak gereklidir?
What type of education should people take to have such a job?
Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından açılan Hakem Eğitimi Sertifikası Programını başarıyla bitirmek veya Aday Hakem Kursunu başarı ile tamamlamak gerekmektedir. Aday Hakem kursları Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulları tarafından açılır. İl Hakem Kurulları, Merkez Hakem Kurulu kararları doğrultusunda Aday Hakem kurslarına katılacakları belirler.
9. Bu mesleği seçmeseydiniz hangi mesleği seçerdiniz?
What would you do if you did not choose that career?
Hakemlik yapmasaydım, Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü olarak teknik direktörlük yapardım.
10. Meslek hayatınızdaki en güzel ve en kötü hatıralarınız nelerdir?
What are the best and worst things you have experienced in your job?
En güzel hatıralarımdan biri: 1990 yılındaki Galatasaray-Sarıyer maçı. Ergül Yücedağ hakemdi, ben de yardımcı hakemdim. Türkiye’de ilk defa bir kadın hakem en üst düzeydeki ligde görev yapacaktı. Bu Avrupa’da da ilkti. Maç tebligatını aldığım zaman çok heyecanlandım. Bu ve sonraki 1.Lig maçlarımda da hep bir aksilik olur mu, ben maça çıkamaz mıyım kaygısı yaşadım. Hani bir şeyi çok isterseniz olmaz derler ya, biraz onun korkusu vardı içimde. Korktuğum olmadı ve maça çıktım. İsimlerimiz anons spikerine gönderildiğinde,” Lale” isimli erkek hakem olmaz benimle dalga geçiyorlar diye düşünmüş ve gelip kontrol etmişti.
Diğer iyi hatıram: 1995 yılında FIFA kokartlı ilk kadın Türk Hakem olmam. Bir diğeri de; 2002 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından Avrupa Kıtası “ Kadın ve Spor” ödülünü kazanmamdır.
En kötü hatıram: . Kadın olduğum için benimle maça gitmeyi istemeyen erkek! hakemler oldu. Bir maç tebligatımı aldıktan sonra, bir Merkez Hakem Kurulu üyesi maç çok zor bu maçı sizden almak zorundayım dedi. Hâlbuki o maçı veren de kendisiydi…
11. Mesleğe başlamadan önce acaba yapabilir miyim diye tereddüt yaşadığınız oldu mu?
Had you had hesitation before you started your job that you would fail?
Hiç tereddüt yaşamadım…Çünkü; hayatta hangi mesleği yapmaya karar vermişseniz en iyi şekilde yapılması gerektiğini bilerek başlamalı ve bunun için de çok çalışmak gerektiğini de biliyordum…
12. Bu mesleği yapmaya karar verdiğinizde ve mesleğinizi yapmaya başladığınızda çevreden nasıl tepkiler aldınız?
What kind of reactions did you receive when you decided to do this job and started to work?
Bu meslekteki en büyük hedefim FIFA Hakemi olmak, yurt dışındaki maçlarda Ülkemi, Türk hakemliğini ve Türk kadınını en iyi şekilde temsil edebilmekti. Bu hedefi önüme koyduktan sonra nasıl daha çok çalışmam gerektiğinin planlamasını yaparak adım adım gerçekleştirdim. Her aşamamda “cam tavanlar” hep oldu … Mesleğin gerektirdiği tüm zorlukları çalışarak…daha çok çalışarak, adil yönetim ve iyi notlar alarak kadınların da bu işi layıkıyla yapabileceğini göstererek müstehzi bakışları alkışlara ve güvene çevirmeyi başardım.
Thanks Lale Orta
OKULUMUZ PROJESİ İÇİN KULLANDIĞIMIZ WEB2 ARAÇLARI
emaze
https://app.emaze.com/mypresentations#/home
kahoot
https://create.kahoot.it/
tagul
https://wordart.com/my-artwork#
canva
https://www.canva.com/
logopit
http://logopit.net/
scampoo
https://play.google.com/store/apps/developer?id=Scoompa&hl=tr
joomag
https://www.joomag.com/Backend/ControlPanel/MagazineWizard/Magazine/magazine.php?UID=M0005161001517257945
tricider
https://www.tricider.com/
surveymonkey
https://tr.surveymonkey.com/dashboard/#
padlet
https://padlet.com/nilgun01/9dy9arvxocsc
https://app.emaze.com/mypresentations#/home
kahoot
https://create.kahoot.it/
tagul
https://wordart.com/my-artwork#
canva
https://www.canva.com/
logopit
http://logopit.net/
scampoo
https://play.google.com/store/apps/developer?id=Scoompa&hl=tr
joomag
https://www.joomag.com/Backend/ControlPanel/MagazineWizard/Magazine/magazine.php?UID=M0005161001517257945
tricider
https://www.tricider.com/
surveymonkey
https://tr.surveymonkey.com/dashboard/#
padlet
https://padlet.com/nilgun01/9dy9arvxocsc
Öğrencilerimle öğrendiğim pek çok web2 aracı oldu. Öğrencilerime hayatlarında ilk defa akademik makale okuma ve inceleme fırsatı vermiş olduk. Hem korktular hemde çok eğlendiler. Canva kullanmayı öğrenen öğrencilerimden 2 tanesi etrafındaki akrabalarına düğün davetiyesi hazırlayarak para kazanma imkanı buldular. Reklam için afiş ve broşür tasarımı yapmayı öğrendiler belki ilerde meslek olarak seçebileceklerini söylediler.Benimle birlikte Mobilya bölümünü seçmiş kız öğrencilerim meslekteki cinsiyetçi tutumlara karşı nasıl ayakta kalabileceklerini öğrendiler. Kendilerine göre tavır geliştirmeyi başardılar. Projemizdeki erkek öğrenciler mesleklerinde kadınlarla eşit olmadıklarını kadınların daha çok cinsiyetçi tavırlara maruz kaldıklarını farkettikleri için kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık terimini gerçek anlamda öğrendiler. Çeşitli okullarla öğrenci ve öğretmen grupları oluşturduk. Birbirimizi tanımamız ve motive etmemiz için olumlu tutum ve davranışlar geliştirmeyi öğrendik. Çok uluslu projelerde iletişim zorluklarını yaşayarak etwinning ile bunları aşmayı öğrendik. Yoğun ve eğlenceli çalışma planları denedik. Kadınların çalışma hayatındaki zorluklarını gördük. Başarılı şekilde erkek mesleği yapan kadınlarla görüştük ve onların hayatını inceledik. Çeşitli anketlerle çevremizdeki insanlara da meslekteki cinsiyetçi tutumlar hakkında bilgiler verdik. En güzeli çok eğlendik eğlenerek öğrendik.
NİLGÜN AKTAŞ/SERİNYOL MTAL









PROJEMİZ ÖNCE YILLIK PLANIMIZA SONDA DA GÜNLÜK PLANIMIZA İŞLENEREK DERS DEFTERLERİNDE YERİNİ ALMIŞTIR.
Proje fikri çıktımız ebook linkimiz aşağıdadır.
https://issuu.com/nilgunaktas01/docs/kitap0
https://issuu.com/nilgunaktas01/docs/kitap2
p










Yorumlar
Yorum Gönder